Anlık hislenmeler.
Dinlemek dinlemek gerek:
Ah efendim,
Önemi yok halimin.
Seyrederim hayret ile şu alemi.
Ne bilinir kıymet,
Ne kıyamet.
Allah'a emanet, ne gelir elden?
Ne sahibim bu yerde, ne kiracı.
Sadece bir ömürlük misafirim ben.
Üstad.
d.
28 Ağustos 2010 Cumartesi
15 Ağustos 2010 Pazar
eda'dan sevgiler kucak dolusu
sevgili servet,
muhtemelen okuduktan sonra içindeki yarım kalmışlık ve aldatılmışlık hislerini onarmadığı gibi daha da depreştirecek ve havada asılı bırakacak bu mektubu sana yazmadan edemeyeceğim.geleceğini bildiğim bu günü ve bu günü gerçekleştiren duyguları ertelemek hatta yoketmek için elimden geleni yapmış olsam da,korkarım ki elimden daha iyisi gelmedi.bu mektubu yazmaktan başka çarem yoktu.
öncelikle seni kendimi hatırlatmak ve kelimelerimi kafana kakarak rahatsız etmek gibi bir amacım asla yok.tek istediğim yaşadıklarımızın gölgesi altında, gitmeme sebep veren hislerimi biraz da olsa açmaya çalışmak.
uzun süredir düşünüyorum.suç ve hatayı.ceza ve kaçınılmaz sonuçları.seni kabüllenmeme ve aldatmaların arkasındaki süreçleri.sana anlaşılmazve saçma gelen mazeretleri.bitmek bilmeyen haksızlığımı.mücadele verdiğimi düşündüğüm ama aslında pek de öyle görünmeyen uzunve zorlu zamanları.sunulanı yaşamanın ne demek olduğunu ve kendimi sunuşumun tipik insan davranışlarından ne kadar çirkince uzaklaştığını, kendimi ne kadar savunmasız ve kabuksuz bıraktığını.
ben o evden taşınalı..bilmiyorum daireme birileri yerleşti mi.bilmiyorum neler yaşıyorsun onlarla.bilmiyorum hala balkondan sarkmaktan keyif alıyor musun.bilmiyorum onların evine gelip salondaki kanepeye oturmalarını mı bekliyorsun.bunları bilmiyorum da biliyorum ki ben o apartmandayken seni görmek için aşağıya inerdim.çok çok inerdim.bir derenin hiç bitmeden aktığı gibi inerdim.sen susuyorsan bir ağacın hiç konuşmadığı gibi susardım.sen delirince halisinden bir sanatçının ya da bir izmaritçinin delirdiği gibi delirirdim.senin dünyanda sana dair olandım.benim dünyamsa yakındı sana.ama bir kere ben aşağıya inmiştim ve biz biz olmuştuk, sonraları da ben indim.sen ölüyordun,ben yapmak için iniyordum.biz yaşıyorduk,ben anlamak için iniyordum.biz yoruluyorduk ben ağlamak için iniyordum.inmek inmek..o merdivenleri çocukluk kabuslarımdaki devasa döner merdivenler gibi gecelere ve sabahlara kadar indim.anlaşmazlıklar içinde kahrolduğumuzda ben koridorlara çıktım nefes almak için sonra sana indim.öyle bir an geldi ki ben kendi evimde,küçük küçücük balkonumda aşağıdaki çaycıya gelip gidenleri izlerken bile aklımın en izbe köşesinde çaycıya indiğimi farzeder oldum.yürüdüğüm tüm yolları sana indiğim merdivenler yokuşlar sandım.inmek hissi her tarafımı sardı.sana indiğimi sanamadan geçiremez oldum hiçbir dakikayı.
sen kendi evinde..ölmek üzere olan.sen ben senin hayatına gelmedim diyen.ben bir sıfır yenikliğime aldırmadan yenik olmamaya çalışan.daha özenli daha güzel adımlarla sana inmenin hayalinde.ölmek üzere olan ben oldum.hatalı oldum.suçlu oldum.hatalar yaptım suçlar işledim.oysaki artık.ben buradayım.ben kimsenin dünyasına girmek için uğraşmayanım.kendi değerimi kazanmaya çalışanım.yukarıki dairede bıraktığım kendimi,edayı şimdilerde başkasının yaşadığı evimde arayanım.sunmak ya da sunmamak artık bana dair.durmak ve ardından kabul etmek ya da etmemek benim tasavvurumda.ya da ben geldiğim bu yeni mahallede tutunmak için böyle afilli yalanlar ve nutuklar buluyorum kendime.
yorulmasaydık.ben hala senin üst dairende,sen hala orada,biz çaycıda,biz balkonda olurduk.bu mektubu yazmamın bir sebebi vardı aslında.benim dünyamın da nihayetinde bir alem olduğunun,yaşamıyla ölümüyle bir yer,ama gelinecek gidilecek türden bir yer olduğunu anlatmak.ben.eda.gelen ve giden olmaktan.kabul ve onay peşinde koşturan.uymak,uysallaşmak zorunda olan.edanın arka bahçesinde de oturup demlenilebileceğinden haber etmek.
hatalarımı ve pisliklerimi sevmiyorum doğru.sevilmeyesiceler.ama çabalarım ve isteklerim.sunduklarım.benim sunduklarım.hepsinin ama hepsinin benim hareketlilerim çerçevesinde kabul gördüğü bir yaşam bir saygı beklentisinde kaçtım buralara.o çok sevdiğim evimden,pembe gri parke taşlı sokağımdan.senden.burada kendi başıma seni yaşarken en çok buna hayıflanıyorum.seni kendi dünyamdan mahrum bırakmama,senin onları es geçmene izin vermeme.zayıf insanların yapacağı türden bir şey.zayıf olduğumu en iyi sen biliyordun.gel denilince gelinilen dünyaların hayal olmadığını düşünmek istiyorum yeni mahallemde.gel demelere sebepler teoriler temeller öne sürmeye gerek olmayan dünyalar.tereyağından kıl çeker gibi.kumandayla kanal değiştirir gibi.isteklerimi gerçekleştirmeye çalışan hazımsız bir insanım nihayetinde.
seni çok özlüyorum.ne var ki artık senin gel demenin hayalini kurmuyorum.senin iki dudağının arasından çıkan seçeneklerin ve yaşamın tadı hala damağımda.ama edanın dudakları da konuşsun istiyorum.sana gelerek değil,senle buluşarak yaşamakmış istediğim.ben burdayım dememe gerek kalmadan karşılaşmakmış apartmanımızın hiç ışığı yanmayan koridorlarında.
gel desen gelirim belki. ama biliyorsun ki zayıfım. bir kere daha kaldıramam o merdivenleri inerkenki karanlığı.geriye birtek karşılaşmak ümidi kalıyor ya.o da canımızın sağlığı.
muhtemelen okuduktan sonra içindeki yarım kalmışlık ve aldatılmışlık hislerini onarmadığı gibi daha da depreştirecek ve havada asılı bırakacak bu mektubu sana yazmadan edemeyeceğim.geleceğini bildiğim bu günü ve bu günü gerçekleştiren duyguları ertelemek hatta yoketmek için elimden geleni yapmış olsam da,korkarım ki elimden daha iyisi gelmedi.bu mektubu yazmaktan başka çarem yoktu.
öncelikle seni kendimi hatırlatmak ve kelimelerimi kafana kakarak rahatsız etmek gibi bir amacım asla yok.tek istediğim yaşadıklarımızın gölgesi altında, gitmeme sebep veren hislerimi biraz da olsa açmaya çalışmak.
uzun süredir düşünüyorum.suç ve hatayı.ceza ve kaçınılmaz sonuçları.seni kabüllenmeme ve aldatmaların arkasındaki süreçleri.sana anlaşılmazve saçma gelen mazeretleri.bitmek bilmeyen haksızlığımı.mücadele verdiğimi düşündüğüm ama aslında pek de öyle görünmeyen uzunve zorlu zamanları.sunulanı yaşamanın ne demek olduğunu ve kendimi sunuşumun tipik insan davranışlarından ne kadar çirkince uzaklaştığını, kendimi ne kadar savunmasız ve kabuksuz bıraktığını.
ben o evden taşınalı..bilmiyorum daireme birileri yerleşti mi.bilmiyorum neler yaşıyorsun onlarla.bilmiyorum hala balkondan sarkmaktan keyif alıyor musun.bilmiyorum onların evine gelip salondaki kanepeye oturmalarını mı bekliyorsun.bunları bilmiyorum da biliyorum ki ben o apartmandayken seni görmek için aşağıya inerdim.çok çok inerdim.bir derenin hiç bitmeden aktığı gibi inerdim.sen susuyorsan bir ağacın hiç konuşmadığı gibi susardım.sen delirince halisinden bir sanatçının ya da bir izmaritçinin delirdiği gibi delirirdim.senin dünyanda sana dair olandım.benim dünyamsa yakındı sana.ama bir kere ben aşağıya inmiştim ve biz biz olmuştuk, sonraları da ben indim.sen ölüyordun,ben yapmak için iniyordum.biz yaşıyorduk,ben anlamak için iniyordum.biz yoruluyorduk ben ağlamak için iniyordum.inmek inmek..o merdivenleri çocukluk kabuslarımdaki devasa döner merdivenler gibi gecelere ve sabahlara kadar indim.anlaşmazlıklar içinde kahrolduğumuzda ben koridorlara çıktım nefes almak için sonra sana indim.öyle bir an geldi ki ben kendi evimde,küçük küçücük balkonumda aşağıdaki çaycıya gelip gidenleri izlerken bile aklımın en izbe köşesinde çaycıya indiğimi farzeder oldum.yürüdüğüm tüm yolları sana indiğim merdivenler yokuşlar sandım.inmek hissi her tarafımı sardı.sana indiğimi sanamadan geçiremez oldum hiçbir dakikayı.
sen kendi evinde..ölmek üzere olan.sen ben senin hayatına gelmedim diyen.ben bir sıfır yenikliğime aldırmadan yenik olmamaya çalışan.daha özenli daha güzel adımlarla sana inmenin hayalinde.ölmek üzere olan ben oldum.hatalı oldum.suçlu oldum.hatalar yaptım suçlar işledim.oysaki artık.ben buradayım.ben kimsenin dünyasına girmek için uğraşmayanım.kendi değerimi kazanmaya çalışanım.yukarıki dairede bıraktığım kendimi,edayı şimdilerde başkasının yaşadığı evimde arayanım.sunmak ya da sunmamak artık bana dair.durmak ve ardından kabul etmek ya da etmemek benim tasavvurumda.ya da ben geldiğim bu yeni mahallede tutunmak için böyle afilli yalanlar ve nutuklar buluyorum kendime.
yorulmasaydık.ben hala senin üst dairende,sen hala orada,biz çaycıda,biz balkonda olurduk.bu mektubu yazmamın bir sebebi vardı aslında.benim dünyamın da nihayetinde bir alem olduğunun,yaşamıyla ölümüyle bir yer,ama gelinecek gidilecek türden bir yer olduğunu anlatmak.ben.eda.gelen ve giden olmaktan.kabul ve onay peşinde koşturan.uymak,uysallaşmak zorunda olan.edanın arka bahçesinde de oturup demlenilebileceğinden haber etmek.
hatalarımı ve pisliklerimi sevmiyorum doğru.sevilmeyesiceler.ama çabalarım ve isteklerim.sunduklarım.benim sunduklarım.hepsinin ama hepsinin benim hareketlilerim çerçevesinde kabul gördüğü bir yaşam bir saygı beklentisinde kaçtım buralara.o çok sevdiğim evimden,pembe gri parke taşlı sokağımdan.senden.burada kendi başıma seni yaşarken en çok buna hayıflanıyorum.seni kendi dünyamdan mahrum bırakmama,senin onları es geçmene izin vermeme.zayıf insanların yapacağı türden bir şey.zayıf olduğumu en iyi sen biliyordun.gel denilince gelinilen dünyaların hayal olmadığını düşünmek istiyorum yeni mahallemde.gel demelere sebepler teoriler temeller öne sürmeye gerek olmayan dünyalar.tereyağından kıl çeker gibi.kumandayla kanal değiştirir gibi.isteklerimi gerçekleştirmeye çalışan hazımsız bir insanım nihayetinde.
seni çok özlüyorum.ne var ki artık senin gel demenin hayalini kurmuyorum.senin iki dudağının arasından çıkan seçeneklerin ve yaşamın tadı hala damağımda.ama edanın dudakları da konuşsun istiyorum.sana gelerek değil,senle buluşarak yaşamakmış istediğim.ben burdayım dememe gerek kalmadan karşılaşmakmış apartmanımızın hiç ışığı yanmayan koridorlarında.
gel desen gelirim belki. ama biliyorsun ki zayıfım. bir kere daha kaldıramam o merdivenleri inerkenki karanlığı.geriye birtek karşılaşmak ümidi kalıyor ya.o da canımızın sağlığı.
19 Temmuz 2010 Pazartesi
posthumes (1)---doxa---Verfremdung oder/und Entfremdung
Daha geçenlerde bir çığlık atmıştım, bu çığlıktan mütevellit, sağda solda şunu buldum:
Yaşlandıkça daha da insan olduğumu hissediyorum.
Sanıyorum, bir insanı 'yaşamamakla' başlayan bir his bu; allasen kuzum, bazen 'onu' yaşamanın tadı güzel oluyor: sevmenin, sevmeyi dil pelesengi etmenin değil:::(rhétorique)???
Kuzum diye hitap ettiğim insan Bilge Karasu'dur.
damla.
Yaşlandıkça daha da insan olduğumu hissediyorum.
Sanıyorum, bir insanı 'yaşamamakla' başlayan bir his bu; allasen kuzum, bazen 'onu' yaşamanın tadı güzel oluyor: sevmenin, sevmeyi dil pelesengi etmenin değil:::(rhétorique)???
Kuzum diye hitap ettiğim insan Bilge Karasu'dur.
damla.
9 Temmuz 2010 Cuma
gel gör beni aşk n'eyledi.. borderline!!!
şarap içenler gah eğlenir gah üzülürler..
les six gnossiennes d'Erik Satie..
bu böyle biline
nice susmalar hep bu hayatta..
benim susmalarıma
susmalar
susayım..
damla..
les six gnossiennes d'Erik Satie..
bu böyle biline
nice susmalar hep bu hayatta..
benim susmalarıma
susmalar
susayım..
damla..
22 Haziran 2010 Salı
things i like, bir sürü çilek bahçeleri, aşırılığın peygamberleri
Bir karpostalda,
Ortaköy 10'
Bu aralar ne zaman kaybettiğimi bilmediğim irademi bulmaya çalışıyorum.
Nasıl olsa gelmene az kaldı ve bu gece burada fırtına var. Eğlenceli bir şeyler yazamıyorum. Onun sözlerinden uzağa aldım kendimi, asılı duruyorum. Lakin bu özlemle başa çıkamıyorum, özlediğim beni içine attığı, sarfettiği binlerce kelime değil; salt yakınındaki, yaşayabildiğim...
Önemseyip özleyecek şeyler hep var.
Tırnak içinde: rhétorique,,, ne konuşmayı ne yazmayı seviyorum!
Güzel gel.
--Karpostallarım, yazı çizilerim.
İlacını iç, tüm beyin kıvrımlarını yok eden o hapları, ikiye bölünce yetmiyor, tam olmalı. Önce kasların gevşer, sırt omuz kol. Sonra eklem yerleri, bileklerin iplerinden yere bırakılan kukla gibi rahat, uzanmış. Muzip muzip gülüyorum. Agresif tavrımı bir yana bırakıyorum, kafamı kaldırıp çevreme bakıyorum: şeylere. Tüm şeylerin hızları yavaşlamış, ağır çekimde görüyorum, kitaplığı, kitapları, duvardaki boyaların sıvaların oluşturduğu dalgaları, kutuları, kalemleri. Yanım yöremdeki şeyler; çoklukları, çoğullukları, karmaşıklıkları; algım karışsa da, ağır çekimde seçebiliyorum, sayıyorum, ayırt ediyorum, sanki şeyleri görmekle yetinmeyip, sanki bünyeme alıp, onları biriktiriyorum, kendime katıyorum. Çok fazlalar, renkleri dokuları elleri ayakları. Tüm şeylere kendime bakıyormuş gibi bakıyorum, birikiyorum. Tekilleştirip sadeleştirecek enerjim yok. En başında nolmuştu, ne vardı diyorum. İlk Adem vardı diyorlar. Siz öyle sanın diyorum, ilkin kelime var idi.
Arzunun müphem nesnesi.
Başlarda derslerine geç kalıyordun, sonra hepten gitmemeye başladın. Derslerini önemsemiyordun. Okulu, karın ağrılarını, geç kalışlarını, çevrendekilerin samimiyetlerini, ince giyinip üşüyüşünü, bozulan bilgisayarını, giysilerini, denizleri, yürümeyi, sebepleri sonuçları,,,önemsemiyordun. Önemsediğin bir şeyler vardıysa da bunlardan hiç bahsetmiyordun. Birinci temel durumun yalnızlığındı, diğeri önemsememek. Halbuki, birden sinirlenirdin küçücük bir şeye, bazen sesini yükseltip kızardın, birkaç kez de ağlamıştın.
Arzunun müphem öznesi.
konuşmuyorduk biz.
sis yayıldı, kayalıkları aştık.
bize baht dileyenler gözden kayboldular.
tepeye varınca, yamaçlar da karardı.
göz gözü görmez oldu.
biz konuşmuyorduk.
her şey ufalıverdi.
dupduru karanlık.
yere bir yaprak düşse kimsenin duyamayacağı bir sessizlik.
birbirimizin içine düşüşümüzün bilmemkaçıncısenesiningününün arifesi
hergün böylesi işte,
en kelimesiz kaldığımız anda ellerimiz titremişti.
öylesine ölesiye nereye olduğunu bilmeden yuvarlandık.
şimdiyse niye yüründüğünü bile bilemeden, salt yürüyorum.
çığ olup yürüyorum
kaçıp gidemiyorum da.
usancımdan beslenemiyorum.
usancımın götürdüğü tek yer uzaktan uzağa susmak.
zamanın hiçliği işliyor, inceltiyor.
çoğulluk ve karmaşa.
birikip, hiçleştiriyorum.
Arzunun nesne olmuş öznesi.
Özlerdin.
Durup dururken pat diye beş sene önce annenin attığı bir ayakkabıyı özleyebilirdin, olanca saflığınla.
İnsanları yanlarındayken bile özlerdin.
Bir Karpostala Yazılan,
Arcachon 09'
Kumlar gözüme kaçıyor rüzgardan.. Beyaz kumlar. Kafamı kumul'dan kaldırıp gökyüzüne bakıyorum, 'stairway to heaven' diyorum -melodisiz, sanki öyle bir şarkı cümlesi yokmuşcasına, kendi cümlemmiş gibi, kendi şarkımla.
Ve yaşam bize aldırmadan devam ediyor.
Ben kumdan tırmanıyorum, merdiven solumda.
Dune du Pilat'da bir hayal buluyorum.
Bak, karşıda okyanus, tepede yıldızlar, günlerdir bu ve bunun gibi sahil kasabalarında geziyorum.
Gerisi meçhul.
Dediklerine göre, bu kasabada, geceleri suya girince küçük ışıklı yaratıklar ayaklarını gıdıklarmış.
Hayalimi onlara bulaştırıp, uzaklaşıyorum.
damla..
Ortaköy 10'
Bu aralar ne zaman kaybettiğimi bilmediğim irademi bulmaya çalışıyorum.
Nasıl olsa gelmene az kaldı ve bu gece burada fırtına var. Eğlenceli bir şeyler yazamıyorum. Onun sözlerinden uzağa aldım kendimi, asılı duruyorum. Lakin bu özlemle başa çıkamıyorum, özlediğim beni içine attığı, sarfettiği binlerce kelime değil; salt yakınındaki, yaşayabildiğim...
Önemseyip özleyecek şeyler hep var.
Tırnak içinde: rhétorique,,, ne konuşmayı ne yazmayı seviyorum!
Güzel gel.
--Karpostallarım, yazı çizilerim.
İlacını iç, tüm beyin kıvrımlarını yok eden o hapları, ikiye bölünce yetmiyor, tam olmalı. Önce kasların gevşer, sırt omuz kol. Sonra eklem yerleri, bileklerin iplerinden yere bırakılan kukla gibi rahat, uzanmış. Muzip muzip gülüyorum. Agresif tavrımı bir yana bırakıyorum, kafamı kaldırıp çevreme bakıyorum: şeylere. Tüm şeylerin hızları yavaşlamış, ağır çekimde görüyorum, kitaplığı, kitapları, duvardaki boyaların sıvaların oluşturduğu dalgaları, kutuları, kalemleri. Yanım yöremdeki şeyler; çoklukları, çoğullukları, karmaşıklıkları; algım karışsa da, ağır çekimde seçebiliyorum, sayıyorum, ayırt ediyorum, sanki şeyleri görmekle yetinmeyip, sanki bünyeme alıp, onları biriktiriyorum, kendime katıyorum. Çok fazlalar, renkleri dokuları elleri ayakları. Tüm şeylere kendime bakıyormuş gibi bakıyorum, birikiyorum. Tekilleştirip sadeleştirecek enerjim yok. En başında nolmuştu, ne vardı diyorum. İlk Adem vardı diyorlar. Siz öyle sanın diyorum, ilkin kelime var idi.
Arzunun müphem nesnesi.
Başlarda derslerine geç kalıyordun, sonra hepten gitmemeye başladın. Derslerini önemsemiyordun. Okulu, karın ağrılarını, geç kalışlarını, çevrendekilerin samimiyetlerini, ince giyinip üşüyüşünü, bozulan bilgisayarını, giysilerini, denizleri, yürümeyi, sebepleri sonuçları,,,önemsemiyordun. Önemsediğin bir şeyler vardıysa da bunlardan hiç bahsetmiyordun. Birinci temel durumun yalnızlığındı, diğeri önemsememek. Halbuki, birden sinirlenirdin küçücük bir şeye, bazen sesini yükseltip kızardın, birkaç kez de ağlamıştın.
Arzunun müphem öznesi.
konuşmuyorduk biz.
sis yayıldı, kayalıkları aştık.
bize baht dileyenler gözden kayboldular.
tepeye varınca, yamaçlar da karardı.
göz gözü görmez oldu.
biz konuşmuyorduk.
her şey ufalıverdi.
dupduru karanlık.
yere bir yaprak düşse kimsenin duyamayacağı bir sessizlik.
birbirimizin içine düşüşümüzün bilmemkaçıncısenesiningününün arifesi
hergün böylesi işte,
en kelimesiz kaldığımız anda ellerimiz titremişti.
öylesine ölesiye nereye olduğunu bilmeden yuvarlandık.
şimdiyse niye yüründüğünü bile bilemeden, salt yürüyorum.
çığ olup yürüyorum
kaçıp gidemiyorum da.
usancımdan beslenemiyorum.
usancımın götürdüğü tek yer uzaktan uzağa susmak.
zamanın hiçliği işliyor, inceltiyor.
çoğulluk ve karmaşa.
birikip, hiçleştiriyorum.
Arzunun nesne olmuş öznesi.
Özlerdin.
Durup dururken pat diye beş sene önce annenin attığı bir ayakkabıyı özleyebilirdin, olanca saflığınla.
İnsanları yanlarındayken bile özlerdin.
Bir Karpostala Yazılan,
Arcachon 09'
Kumlar gözüme kaçıyor rüzgardan.. Beyaz kumlar. Kafamı kumul'dan kaldırıp gökyüzüne bakıyorum, 'stairway to heaven' diyorum -melodisiz, sanki öyle bir şarkı cümlesi yokmuşcasına, kendi cümlemmiş gibi, kendi şarkımla.
Ve yaşam bize aldırmadan devam ediyor.
Ben kumdan tırmanıyorum, merdiven solumda.
Dune du Pilat'da bir hayal buluyorum.
Bak, karşıda okyanus, tepede yıldızlar, günlerdir bu ve bunun gibi sahil kasabalarında geziyorum.
Gerisi meçhul.
Dediklerine göre, bu kasabada, geceleri suya girince küçük ışıklı yaratıklar ayaklarını gıdıklarmış.
Hayalimi onlara bulaştırıp, uzaklaşıyorum.
damla..
29 Nisan 2010 Perşembe
biz
biz şarkı sözlerini sevmeyenlerdeniz.kendisini sevenlerden hazetmeyenleriz.boyunları bükük olanların gözlerinin içine bakmaktır tatminimiz.biz hem efendi olmak isteriz hem de efendilere kendi gururumuzu okşaya okşaya itaat edenlerdeniz.çayın altını açık bırakınca içimize bir telaş düşer,kapatınca çayımıza küfrederiz.gitmekten de kalmaktan da bıkmışız biz.gittiğin her yerde orayı bırakmak heyecanıyla günlerimizi süsleriz.ayrılmak üzere bir şehirle selamlaşırız.biz uzaklık mevhumunu kendimize din bilmişiz.en sevdiklerimiz en konuşamadıklarımızdır.en konuşulmayanlar en kutsallardır.biz birbirimize inanmayı bırakmışız.o inancın yerini,kendi halinde yaşayadursunlara hiğbe edenleriz biz.fenerbahçeyi sevmeyiz,fenerbahçelileri sevip sevmemeyi düşünmeyiz.biz unutulmanın gölgesinde kendimizi seçimlerimizle kandırmışız.seçtik sandıklarımızı yaşayadururken güya seçmediklerimizi hatırlamaktayız.biz uzak kalmaktayız.eskiden uzakların peşinden koşarken artık uzakta olan olmanın kefaretini kendi başımıza ödeyememekteyiz.biz kaçamayanız,biz kalamayanız.kaçmak istemeyen,kalmak istemeyeniz.biz yeni dinimiz gereğince mesafeleri koruduğumuzu sanmaktayız.oysaki o mesafeler bizim irademiz dışında,bizim arzularımızla dalga geçer gibi hissettire hissettire gelip girmişlerdir.biz hala hala uzaktan baktığımızı sanmaktayız.biz yakında tutulmayanız ya bunu da bilmekteyiz.biz neler söylemekteyiz.biri kendini boğaz köprüsünden atsa arkasından biz de kendimizi atacak mıyız sanki.boş laflar etmekteyiz.
alev
alev
5 Mart 2010 Cuma
ben nevrotik ben. (he didnt even say goodbye).
Saplantıların, acıları, burada da sürüyor. Uyandığım an başlayan, uykumun derinliklerinde ancak biraz azalan acı. Arkadaşlarıma belli etmemeye çalışıyorum. Onlar şakacı, özgür beni arıyor. Onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil. Onların dünyasında çoşku delilik derecesine varmıyor. Onların dünyasında bunalım ölüm korkusuna, belki de ölüm isteğine dönüşmüyor. Onlar yemek yemeyi her zaman seviyor. Düzenli yemek yiyorlar. Duygusal coşkular yemek gibi beslemiyor onları.
Neden bunalımları çözümleyemiyoruz? Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz?
T.Ö.
Hatırladığım kadarıyla, koskocaman kırmızı gökyüzlü şehrin, huzurunun ve rahatsızlığının sınırlarında dururken,
tekbaşınalığıyla özlemlediği tek şey; tüm yaşanmışlıkların ardından vücuduna uyguladığı tek baskı;
esriten;
Ardında bıraktığı bilmem kaç senesini yıkmak silmek yoketmek bitirmek. Yoğunlukla.
Çünkü, O'na, tekrar ve tekrar geri dönmekten alıkoyacak bir şeyler yapmalıydı. Geçirilen koca travmanın tek çözümsel yanı buydu. Bu çözümün uygulamadaki yanı, hiçbir anlaşılma dahilinde değildi (gerek vücutsal gerek ruhsal), bilse de, umarsızlığının henüz farkına varmasa da; tüm o acınası güçsüzlüğünü yanına alıp çok güçlücesine çekip gittiğinden beri, az-çok değişmiş olmalıydı. Olmalı ya. Olmalı.
Değişime pek de inanılmadan, değişildi.
Şimdi aylar geçiyor ve sayılıyor. Her özlenildiğinde.düşünüp..
d.
Neden bunalımları çözümleyemiyoruz? Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz?
T.Ö.
Hatırladığım kadarıyla, koskocaman kırmızı gökyüzlü şehrin, huzurunun ve rahatsızlığının sınırlarında dururken,
tekbaşınalığıyla özlemlediği tek şey; tüm yaşanmışlıkların ardından vücuduna uyguladığı tek baskı;
esriten;
Ardında bıraktığı bilmem kaç senesini yıkmak silmek yoketmek bitirmek. Yoğunlukla.
Çünkü, O'na, tekrar ve tekrar geri dönmekten alıkoyacak bir şeyler yapmalıydı. Geçirilen koca travmanın tek çözümsel yanı buydu. Bu çözümün uygulamadaki yanı, hiçbir anlaşılma dahilinde değildi (gerek vücutsal gerek ruhsal), bilse de, umarsızlığının henüz farkına varmasa da; tüm o acınası güçsüzlüğünü yanına alıp çok güçlücesine çekip gittiğinden beri, az-çok değişmiş olmalıydı. Olmalı ya. Olmalı.
Değişime pek de inanılmadan, değişildi.
Şimdi aylar geçiyor ve sayılıyor. Her özlenildiğinde.düşünüp..
d.
18 Ocak 2010 Pazartesi
gidenle gelmeyenin eşiğinde
Şarkısını hiçbir zaman dinlemedim.
Tüm ısrarlarına rağmen hiçbir zaman dinlemedim şarkısını.
Merakıma yenik düşmedim ve dinlemedim.
Dinlemedim, çünkü...
O dinle dedikçe benim daha da dinlemeyesim geldi.
O ısrar ettikçe ben şarkısından nefret etmeye başladım.
Dinlemediğim şarkısına değerler biçtim kafamda.
Dinlemediğim şarkısından nefret ettim.
Tıpkı epey seneler boyu içimden atamadığım kahrolası travmatik zor duygular.,.,
Dinlemedim çünkü, böyle bir paylaşımın olabilirliğine olan inancım yitmişti.
Sakin,
Şimdi, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan oturmuş duruyorum.
Gitmiyorum gelmiyorum.
Eğilip büküldüğümü hissediyorum.
hephisteriktim
hiçkendimisevemedim
birnoktadansonramuhtemelenbundanhoşlanmayabaşladım
oysa, bir evimiz yok-muş-muydu, içinde şarkılar..
(aleve saygılar)
damla.
Tüm ısrarlarına rağmen hiçbir zaman dinlemedim şarkısını.
Merakıma yenik düşmedim ve dinlemedim.
Dinlemedim, çünkü...
O dinle dedikçe benim daha da dinlemeyesim geldi.
O ısrar ettikçe ben şarkısından nefret etmeye başladım.
Dinlemediğim şarkısına değerler biçtim kafamda.
Dinlemediğim şarkısından nefret ettim.
Tıpkı epey seneler boyu içimden atamadığım kahrolası travmatik zor duygular.,.,
Dinlemedim çünkü, böyle bir paylaşımın olabilirliğine olan inancım yitmişti.
Sakin,
Şimdi, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan oturmuş duruyorum.
Gitmiyorum gelmiyorum.
Eğilip büküldüğümü hissediyorum.
hephisteriktim
hiçkendimisevemedim
birnoktadansonramuhtemelenbundanhoşlanmayabaşladım
oysa, bir evimiz yok-muş-muydu, içinde şarkılar..
(aleve saygılar)
damla.
16 Ocak 2010 Cumartesi
evimiz
farzedelim ki bir taksidesin, ve ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun. ve hatta ne ile karşılaşacağını bilmemek, hali hazırdaki tahmininden çok daha iyimser kalıyor.
giriyorsun eve. önce girmiyorsun. korkuyorsun kapıda kısık alkollü gözlerini sana dikmiş görünce. içeri giriyor sendeleyen adımlarla. bakıyorsun. görmekten zevk alıyorsun. onu. montunu çıkarıyorsun önce yavaştan. sonra boynuna sarılı atkısını çıkarırken tenine yaklaşıyorsun.kendi teninden daha çok bildiğin ten, her yerde onu hatırlatabilecek kokular, kıvrımlar. beyaz boynuna bakıyorsun, boynundan söktüğün atkısına. bu atkının hikayesine. o kadına. eğiliyorsun, ayakkabılarının bağcıklarını söküyorsun yüzüne bakmamaya çalışarak. yüzü öyle bir yüz olmuş ki, asla terkedilemeyecek nevinden. bir teki çıkardıktan sonra diğerine izin vermiyor. sarhoş değilim ben diyor gerçekten de sarhoş olmayan bir sesle. acımı yaşıyorum sade. ve ben acımı çok güzel yaşıyorum diyor. elinden tutup sandalyeye oturtuyorsun. çevrede boş bira şişeleri, viski şişesi, küllükler, tuvalet kağıtları. eskisine göre daha boş bu oda. köşesinde kıyısındaki güzel şeyler gitmiş, üstelik balkonda sarı bir torbanın içinde. defterini çıkarıyor. bugün öyle birgün değil diyor kızarmış gözleriyle. bugün diyor, ben acımı çok güzel yaşıyorum diyor, defterinin sayfalarını koparıyor. her şeyini koparıyor, kendini öyle bir sıçratıyor ki, bir anda şimdiye kadarki kendinden,
adamakıllı yırtıyor tüm sayfaları. gözleri gittikçe daha da kızarıp küçülüyor. bu kukla diyor, çok güzel bir kukla. ben bu kuklayı burada istemiyorum ama artık.
ne istediğini bu kadar net bir şekilde anlatması şaşırtıyor. sevdiğim kadınla olmak istiyorum diyor. kadın tamam diyor, bu sefer adam kendine geliyor. hayır hayır olmaz hayır çok saçma olmaz.. böyle bir şeyler mırıldanıyor kafasını önüne eğip.. etrafta yüzlerce kağıt parçası -şahsi tarihle bezenmiş-.
o gece, acısını yaşarkenki kendisini, ve acısını yaşadığı günden öncesini o artık hiç yazmayacak, biliyorum. viskinin acılığıyla ağzını dakikalarca birayla çalkaladığını da hatırlamayacak ertesi sabah. sevdiği kadına sarıldığını hatırlar belki, unutacağım dediğini. belki de hatırlamaz.
farzedelim ki ancak 5-6 sigaralık geçen bu sürede bir taksiye binmek üzeresin. adam sarhoş hali ile -nedense bir inat- seni geçirmeye çalışıyor. filmler gibi oluyor ki filmelere hak veriyorsun. öyleki içinden, romantik komedilerin tipik sahnelerinden birini yaşadığını düşünüp dalga geçmek bile gelmiyor, hak veriyorsun.
diyelim ki.. markete girdin. kanat, yoğurt, domates ve biber almalısın. diyelim ki soslu kanat yapacaksınız. diyelim ki, o acısını yaşadığı bugüne asla dönmeyecek bir daha.diyelim ki burası bizim evimizmiş.
alev
giriyorsun eve. önce girmiyorsun. korkuyorsun kapıda kısık alkollü gözlerini sana dikmiş görünce. içeri giriyor sendeleyen adımlarla. bakıyorsun. görmekten zevk alıyorsun. onu. montunu çıkarıyorsun önce yavaştan. sonra boynuna sarılı atkısını çıkarırken tenine yaklaşıyorsun.kendi teninden daha çok bildiğin ten, her yerde onu hatırlatabilecek kokular, kıvrımlar. beyaz boynuna bakıyorsun, boynundan söktüğün atkısına. bu atkının hikayesine. o kadına. eğiliyorsun, ayakkabılarının bağcıklarını söküyorsun yüzüne bakmamaya çalışarak. yüzü öyle bir yüz olmuş ki, asla terkedilemeyecek nevinden. bir teki çıkardıktan sonra diğerine izin vermiyor. sarhoş değilim ben diyor gerçekten de sarhoş olmayan bir sesle. acımı yaşıyorum sade. ve ben acımı çok güzel yaşıyorum diyor. elinden tutup sandalyeye oturtuyorsun. çevrede boş bira şişeleri, viski şişesi, küllükler, tuvalet kağıtları. eskisine göre daha boş bu oda. köşesinde kıyısındaki güzel şeyler gitmiş, üstelik balkonda sarı bir torbanın içinde. defterini çıkarıyor. bugün öyle birgün değil diyor kızarmış gözleriyle. bugün diyor, ben acımı çok güzel yaşıyorum diyor, defterinin sayfalarını koparıyor. her şeyini koparıyor, kendini öyle bir sıçratıyor ki, bir anda şimdiye kadarki kendinden,
adamakıllı yırtıyor tüm sayfaları. gözleri gittikçe daha da kızarıp küçülüyor. bu kukla diyor, çok güzel bir kukla. ben bu kuklayı burada istemiyorum ama artık.
ne istediğini bu kadar net bir şekilde anlatması şaşırtıyor. sevdiğim kadınla olmak istiyorum diyor. kadın tamam diyor, bu sefer adam kendine geliyor. hayır hayır olmaz hayır çok saçma olmaz.. böyle bir şeyler mırıldanıyor kafasını önüne eğip.. etrafta yüzlerce kağıt parçası -şahsi tarihle bezenmiş-.
o gece, acısını yaşarkenki kendisini, ve acısını yaşadığı günden öncesini o artık hiç yazmayacak, biliyorum. viskinin acılığıyla ağzını dakikalarca birayla çalkaladığını da hatırlamayacak ertesi sabah. sevdiği kadına sarıldığını hatırlar belki, unutacağım dediğini. belki de hatırlamaz.
farzedelim ki ancak 5-6 sigaralık geçen bu sürede bir taksiye binmek üzeresin. adam sarhoş hali ile -nedense bir inat- seni geçirmeye çalışıyor. filmler gibi oluyor ki filmelere hak veriyorsun. öyleki içinden, romantik komedilerin tipik sahnelerinden birini yaşadığını düşünüp dalga geçmek bile gelmiyor, hak veriyorsun.
diyelim ki.. markete girdin. kanat, yoğurt, domates ve biber almalısın. diyelim ki soslu kanat yapacaksınız. diyelim ki, o acısını yaşadığı bugüne asla dönmeyecek bir daha.diyelim ki burası bizim evimizmiş.
alev
9 Ocak 2010 Cumartesi
life happened.
Yarın sabah.
Son son dokunabildiğimiz, sonuncu günlerden mütevellit, o günlerden başlayarak saymaya.
Kendi kendime uydurup kutladığım yıldönümlerim.
Alınmış çeşitli defterler ve ajandalar.
Çeşitli defter ve ajandalara alınmış notlar.
Hepsi tarihli. Her şey besbelli. Belirtilmiş.
Bitti denmiş. Here i come yazılmış. Öldü diye not düşülmüş. Güler misin,ağlar mısın.
Denilememiş hoşçakallar.
Denilemeyecek hoşçakallar.
kelimeler.
Aynı tas aynı terane olmak ya da olmamak.
Yarın sabah erken kalkmalı.
Şöyle bir güzel çıkıp dolaşmalı.
Deniz aşırı ülkelerin hayalleri kurulmalı.
Birkaç kadeh bişeyler içmeli...
Fazla geçmiş muhasebesi yapmadan
trenler vapurlar ve gibi şeyler
masanın nostalji kaynağı olmalı.
ne bileyim, bu ve bunun gibi ıvırzıvırlar.
Sonra gelip bir güzel uyumak istiyorum.
d.
Son son dokunabildiğimiz, sonuncu günlerden mütevellit, o günlerden başlayarak saymaya.
Kendi kendime uydurup kutladığım yıldönümlerim.
Alınmış çeşitli defterler ve ajandalar.
Çeşitli defter ve ajandalara alınmış notlar.
Hepsi tarihli. Her şey besbelli. Belirtilmiş.
Bitti denmiş. Here i come yazılmış. Öldü diye not düşülmüş. Güler misin,ağlar mısın.
Denilememiş hoşçakallar.
Denilemeyecek hoşçakallar.
kelimeler.
Aynı tas aynı terane olmak ya da olmamak.
Yarın sabah erken kalkmalı.
Şöyle bir güzel çıkıp dolaşmalı.
Deniz aşırı ülkelerin hayalleri kurulmalı.
Birkaç kadeh bişeyler içmeli...
Fazla geçmiş muhasebesi yapmadan
trenler vapurlar ve gibi şeyler
masanın nostalji kaynağı olmalı.
ne bileyim, bu ve bunun gibi ıvırzıvırlar.
Sonra gelip bir güzel uyumak istiyorum.
d.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)